Ben bir psikolog olarak yıllar boyunca insanın arzuları, korkuları ve gölgeleriyle yüzleştiği sahnelere tanıklık ettim. Fakat Thorin’in Yalnız Dağ’daki yolculuğu kadar güçlü metaforları çok az yerde gördüm.
Filmde Smaug’u ilk gördüğümüzde büyüleniyoruz. Kendi gücünü anlatışı, altınların üstünde süzülen bedeni, o tok ve kendinden emin sesi...
"Ben zenginliğin ta kendisiyim… Altınların Altını, Dağların Kralıyım."
Ama bir psikolog gözüyle baktığınızda bu sözler, derin bir eksikliğin, bastırılmış bir yoksunluğun yankısıdır. Smaug’un altınlara olan tutkusu, bir zafer değil, bir zırh gibidir. Kendi içsel boşluğunu örtmek için parlayan şeylere sarılan herkes gibi…
Kimi zaman bizler de hayatta değerimizi sahip olduklarımızla tanımlamaya çalışırız. Başarılar, ünvanlar, sosyal medyadaki onaylar… Ama en derindeki kırılganlık, tüm bu parlak görüntülerin ardında saklanmaya devam eder.
Yalnız Dağ sadece taşlardan ve madenlerden oluşmuş bir dağ değildir. O, Thorin’in ruhunun bir temsili gibidir. Bastırdığı ne varsa orada uyumaktadır. Ve o dağa vardığında sadece altınları değil, kendi iç dünyasının yıllardır bastırdığı hayal kırıklıklarını da bulur.
Hayatta da böyle değil mi? Bir şeye ulaştığımızda, sadece onun sevincini değil; onunla birlikte içimizde ne varsa onları da beraberinde getiririz. Bir ilişkiyi kazanmak, bir işi başarmak, bir şehre taşınmak… Ve sonra fark ederiz: dışsal kazançlar, içsel boşlukları doldurmaz.
Thorin’in en çarpıcı anlarından biri, gözleri dönmüşçesine "Hepsi benim!" dediği sahnedir. Bu sahne, yalnızca hırsla ilgili değildir. Bu bir savunmadır. Derinlerde bir yerde, onu sevecek birinin kalmayacağına inanmıştır. Kaybetme korkusu, sevgi açlığı, kontrol arzusu...
İnsanlar en çok ne zaman hırçınlaşır bilir misiniz? Kaybetmekten korktuklarında. Sevdiklerini yitireceklerini hissettiklerinde. Kontrolü kaybettiklerinde. Ve Thorin de artık sadece altınları değil, kimliğini, aidiyetini, gücünü kaybetmemek için savaşmaktadır.
Filmde Smaug öldükten sonra rahat bir nefes alırız. Ama psikanalitik açıdan o an, asıl savaşın başladığı andır. Çünkü dışarıdaki ejderha ölür, ama Thorin’in içindeki ejderha henüz hayattadır.
O ejderha, güvensizliktir. Bastırılmış öfkenin tortusudur. Kendini değerli hissetmek için sürekli güçlü görünmek zorunda olduğunu sanan bir ruhun çığlığıdır.
Thorin’in Bilbo’ya olan şüphesi, dostlarına olan mesafesi, onu sevmeye çalışanlara karşı verdiği tepkiler aslında o ejderhanın hâlâ hayatta olduğunun işaretidir. Paranoia burada sadece klinik bir terim değil, içimizde bastırdığımız incinmiş çocuk benliğin savunmasıdır. “Kimseye güvenme, herkes seni terk eder” diyen o iç sesin yarattığı bir zırhtır.
Ve bu zırh, dış dünya tarafından tehdit edilmediğinde bile içeriden çatırdamaya devam eder.
Bazen insanlar, tüm düşmanlarını yendiği halde hâlâ mutsuzdur. Çünkü mesele dış düşmanlar değil, içimizde yankılanan eski yaralardır. Çünkü mesele dış düşmanlar değil, içimizdeki yankılardır.
Thorin altınların arasında dolaşırken, orası bir saray değil bir mezarlık gibidir. Gülümsemez. Rahatlamaz. Yüzü sürekli asıktır. Çünkü altınlar, geçmişin hayal kırıklıklarını, utançlarını ve başarısızlıklarını simgeler.
Her insan biriktirir. Kimi para, kimi madalya, kimi fotoğraf, kimi sessizlik… Ama neyi biriktirirsek biriktirelim, bir noktadan sonra o şey bize değil, biz ona hizmet etmeye başlarız.
Ve işte Thorin’in çöküşü burada başlar. Biriktirdiği şey artık onun değil, o şeyin esiridir.
Thorin’in ölüm döşeğindeki sözleri, psikanalitik olarak çok güçlü bir fark ediştir:
"Eğer daha çok sevgiyle ve daha az altın hırsıyla yaşasaydık, dünya daha iyi bir yer olurdu."
Bu, bir kralın değil; geç kalan bir ruhun itirafıdır. Ve bu söz bize şunu fısıldar:
Altını değil sevgiyi seç. Kontrolü değil, bağlantıyı seç. Sahip olmayı değil, sevilmeyi seç.
Hepimizin içinde bir Smaug uyur. Hepimizin içinde bir Thorin var. Ve hepimiz bir gün kendi Yalnız Dağ’ımıza varacağız.
O an geldiğinde… Altınla ne yapacağınızı değil, Kendinizle ne yapacağınızı bilin.
Psikolog Ömer Kurt
Copyright © 2024 Uzman Klinik Psikolog Ömer Kurt
YRC Bilişim