Freud’un meşhur Küçük Hans vakasını duymuş olabilirsiniz. Çocukluğunda özellikle atlardan yoğun biçimde korkan Hans üzerine uzun uzun çalışılıyor ve bu vaka psikanaliz tarihinin en bilinen çocuk vakalarından biri haline geliyor.
Yıllar geçiyor. Freud, Hans’la yeniden karşılaşıyor. Hans artık genç bir adam.
Vakanın asıl dikkat çekici yanı ise yıllar sonra ortaya çıkıyor...
Hans, çocukluğunda yaşadığı bütün bu süreci neredeyse hiç hatırlamadığını söylüyor.
Yıllar sonra Lacan bu karşılaşmayı ele alıyor. Çünkü onun dikkatini çeken şey Hans’ın unutmuş olması.
Şimdi burası önemli.
Biz genellikle şöyle düşünüyoruz.. Bir şeyi hatırlamıyorsam geçmişte kalmıştır. Artık benim üzerimde bir etkisi yoktur.
Psikoloji tam tersini söylüyor.
Bir yaşantıyı unutabilirsiniz ama o yaşantının sizde bıraktığı biçimi unutmayabilirsiniz.
Çocukken sürekli eleştirildiğinizi bugün ayrıntılarıyla hatırlamayabilirsiniz. Ama yetişkin olduğunuzda en küçük eleştiriyi bile saldırı gibi yaşayabilirsiniz.
Sevginin bir gün verilip ertesi gün geri çekildiği bir evde büyümüş olabilirsiniz. O günlerin çoğunu hatırlamazsınız. Ama yıllar sonra sevdiğiniz insan biraz uzaklaştığında içinizde büyük bir kaybetme korkusu ortaya çıkabilir.
Çünkü hafıza ile ruhsal iz aynı şey değildir.
İnsan yaşadığı olayı unutabilir; ama o olayın kendisine öğrettiği dünyada yaşamaya devam edebilir.
Bence Hans vakasının bugün hâlâ bu kadar kıymetli olmasının nedenlerinden biri bu.
Geçmiş yalnızca hatırladığımız anılarda yaşamıyor. Bazen neden aynı insanları seçtiğimizde, neden aynı yerlerde korktuğumuzda, neden bazı sözlerin bizi diğer insanlardan çok daha fazla yaraladığında kendisini gösteriyor.
Bu yüzden unutmakla geride bırakmayı birbirine karıştırmamak gerekiyor.
Çünkü insan çocukluğunda ne yaşadığını unutabilir ama çocukluğunda öğrendiği hayatı yıllarca yaşamaya devam edebilir.
Psikolog Ömer Kurt
Copyright © 2024 Uzman Klinik Psikolog Ömer Kurt
YRC Bilişim