İletişim Bilgilerini Görüntüle
etiler en iyi psikolog
en iyi psikolog

Borderline Kişilik Örüntüsü: İnsan Neden Sürekli Bir Şeyleri Değiştirmek İster?

  • Anasayfa
  • Blog
  • Borderline Kişilik Örüntüsü: İnsan Neden Sürekli Bir Şeyleri Değiştirmek İster?
Nişantaşı psikolog
Bakırköy psikolog

Borderline Kişilik Örüntüsü: İnsan Neden Sürekli Bir Şeyleri Değiştirmek İster?

emdr

Borderline kişilik örüntüsüne sahip bazı insanlar için süreklilik, sanıldığından çok daha zor bir deneyim olabilir. Aynı yerde kalmak, aynı insanlarla olmak, aynı ilişkiyi sürdürmek… Bir süre sonra bütün bunlar insanın içinde tarif etmekte zorlandığı bir huzursuzluk yaratabilir. Sanki hayatında bir şeylerin değişmesi gerekiyordur. Bir şey bitmeli, bir şey başlamalı, bir şey geride bırakılmalıdır.

Oysa insanın hayatında gerçekten değiştirmesi gereken bir şey olmayabilir.

Bunu bir vaka örneği üzerinden düşünelim.

Otuzlu yaşlarında, uzun süredir ilişkilerinde benzer sorunlar yaşayan bir kadın düşünün. Her ilişkisine büyük bir heyecanla başlıyor. Karşısındaki insanı tanıdıkça ona bağlanıyor, onunla bir gelecek hayal ediyor. Hatta uzun zamandır aradığı insanı sonunda bulduğuna inanıyor.

Fakat birkaç ay sonra bir şeyler değişmeye başlıyor.

Partnerinin eskisi kadar ilgili olmadığını düşünüyor. Mesajlarına geç cevap vermesi, yorgun olduğu bir akşam yalnız kalmak istemesi veya küçük bir anlaşmazlık, onda beklenmedik ölçüde yoğun duygular uyandırıyor.

Bir süre sonra ilişkiyi bitirmeyi düşünmeye başlıyor. Çünkü artık o ilişkinin kendisine iyi gelmediğine inanıyor.

Ve ayrılıyor.

İlk günlerde büyük bir rahatlama hissediyor. Sanki uzun zamandır taşıdığı bir ağırlıktan kurtulmuş gibi. Fakat aradan biraz zaman geçince aynı boşluk duygusu yeniden ortaya çıkıyor. Bu kez yalnızlığından rahatsız olmaya başlıyor. Yeni bir ilişki kuruyor ve her şey yeniden başlıyor.

Burada insanın üzerinde durması gereken mesele, neden sürekli yanlış insanları seçtiği değildir. Belki de mesele, neden bir ilişkiyi sürdürmenin, o ilişkiye başlamaktan daha zor geldiğidir.

 

İşnsanın sevdiği kişiyle kurduğu ilişki, yalnızca o kişinin gerçekte kim olduğuyla ilgili değildir. Geçmişte sevgi, güven, terk edilme ve hayal kırıklığıyla ilgili yaşadığımız deneyimler de bugünkü ilişkilerimizin içinde kendilerine yer bulabilir.

Otto Kernberg'in nesne ilişkileri kuramında üzerinde durduğu önemli meselelerden biri budur. Borderline kişilik örgütlenmesinde insan, sevdiği kişinin iyi ve hayal kırıklığı yaratan yönlerini aynı bütünün parçaları olarak görmekte zorlanabilir.

Bir insanı çok severken ona öfkelenmek, onunla yakın olmak isterken aynı zamanda uzaklaşmaya ihtiyaç duymak son derece insani deneyimlerdir. Fakat bazı kişilerde bu karşıt duyguların bir arada yaşanması çok daha sarsıcı olabilir.

Dün kendisini dünyanın en değerli insanı gibi hissettiren biri, bugün kendisini hiç önemsemeyen birine dönüşmüş gibi algılanabilir.

Ve insan o an hissettiği duygunun, ilişkinin bütün gerçeği olduğuna inanabilir.

İşte burada süreklilik meselesi önem kazanıyor.

Çünkü bir ilişkiyi sürdürebilmek, yalnızca sevginin devam etmesi değildir. Hayal kırıklığı yaşadığımızda da sevdiğimiz insanın zihnimizdeki yerini bütünüyle kaybetmemesidir. Kızgınken de sevebilmek, uzaklaşırken de bağın devam ettiğini hissedebilmek, bir insanın bizi üzdüğünde bütün iyi yanlarının ortadan kalkmadığını görebilmektir.

Fakat borderline örüntüde bu duygusal bütünlüğü korumak güçleşebilir.

Böylece insan bir ilişkiyi bitirdiğinde yalnızca karşısındaki kişiden uzaklaşmış olmaz. O ilişkinin içinde taşıyamadığı duygulardan da bir süreliğine kurtulmuş olabilir.

Burada kronik boşluk duygusunu da anlamamız gerekiyor.

Çünkü bazı insanlar için boşluk, yalnızca hayatlarında birinin bulunmaması değildir. Sevildiklerinde, başarılı olduklarında, istedikleri şeylere kavuştuklarında bile devam edebilen, kendilik duygusuyla ilişkili derin bir eksiklik deneyimidir.

Yeni bir ilişki, yeni bir şehir, yeni bir iş veya yeni bir başlangıç bu duyguyu geçici olarak hafifletebilir. İnsan değişen koşullarla birlikte kendisinin de değişeceğini umut eder.

Fakat ruhsal hayatın oldukça acı bir tarafı vardır.

İnsan bazen geride bıraktığını düşündüğü şeyi, gittiği her yere beraberinde götürür.

Bu nedenle her yeni başlangıç bir süre sonra tanıdık bir huzursuzluğa dönüşebilir. Değişen insanlar, şehirler ve ilişkiler olsa da kişinin kendi içinde karşılaştığı duygular birbirine benzeyebilir.

Elbette her ilişkiyi bitirmek, her yeni başlangıç istemek veya hayatında değişiklik aramak borderline kişilik örüntüsünün göstergesi değildir. Burada önemli olan değişimin kendisi değil, kişinin hangi duygudan uzaklaşmak için değişime ihtiyaç duyduğudur.

Psikoterapide de insanın neden sürekli gitmek istediğini anlamak, ona yalnızca kalması gerektiğini söylemekten çok daha değerlidir.

Çünkü bazen insanın ihtiyacı yeni bir hayat kurmak değil, yaşadığı hayatın içinde ortaya çıkan duyguları tanıyabilmektir.

İnsan her huzursuzlukta bir şeyleri terk etmek zorunda olmadığını, sevginin her zaman heyecanla, güvenin her zaman kesinlikle, yakınlığın da her zaman mutlulukla birlikte gelmediğini öğrenebilir.

Sevgiler..
Ömer Kurt

 

TASARIM ve KODLAMA : YRC Bilişim