İletişim Bilgilerini Görüntüle
etiler en iyi psikolog
en iyi psikolog

Doymayan Mideler Değil, Duygular: Duygusal Yeme Davranışı

  • Anasayfa
  • Blog
  • Doymayan Mideler Değil, Duygular: Duygusal Yeme Davranışı
Nişantaşı psikolog
Bakırköy psikolog

Doymayan Mideler Değil, Duygular: Duygusal Yeme Davranışı

emdr

Bazen gecenin bir yarısı olur.
Telefon elinizde, parmaklarınız istemsizce aynı uygulamayı açar.
"Acıktım mı gerçekten?" diye sormazsınız. Çünkü mesele açlık değil zaten.
Bir his vardır içinizde...
Adını koyamazsınız ama eliniz, sanki onu anlamış gibi bir menüye uzanır.

İşte insan tam da böyle zamanlarda kendine en uzaktır.

Yemek, masum bir ihtiyaç olmaktan çıkar.
O an artık bir şeyleri susturmanın, bir boşluğu bastırmanın, belki de kendinle konuşmamanın yoludur.
Sipariş edilen şey, bazen bir dürüm değil… bir tesellidir.

Bu yazıyı tam da bu anlar için yazıyorum.
Kendini buzdolabı önünde bulan herkese,
Üzgün hissettiği her an yemeğe sığınanlara,
Ve ne zaman reddedilse aynada kendini daha fazla eleştirenlere…

Yalnız değilsiniz. Ama bu yalnızlık sandığınız gibi bir açlıktan değil, görülmemekten doğuyor.


Freud bir yerde şöyle der:

“İnsan arzularını bastıramazsa onları semptomlara dönüştürür.”

Ve bana göre yeme bozuklukları, ruhun bedene attığı sessiz çığlıklardır.
İçsel bir karmaşa vardır.
Bazen bir ilişkinin yükü, bazen iş yerindeki görünmeyen emek, bazen de bir annenin sevgisiz bakışı...

Yıllarca bastırılan o “ben yetersizim” duygusu, bazen en yoğun haliyle yemekle dışarı sızar.
Tıpkı bir travmanın gece rüyalara sızması gibi, bastırılan duygular da gündüz sofralara yayılır.
Kimi az yer, kimi çok.
Ama ikisinin de karnı değil, kimliği doymuyordur.


Günümüzde işler daha da karmaşık.
Yemek için mutfağa gitmiyoruz artık.
Uygulamalar bir tür duygusal kaçış alanına dönüştü.
Canı sıkkın olan, sevdiğiyle tartışan, yalnız hisseden... elini uzatıyor telefona.
O parmak hareketi, görünüşte “seçim” ama aslında “kaçınma” oluyor.

Çünkü bazen yemek, sevilmemeye karşı bir kalkan…
Bazen bir dostluk isteğini erteleyen bir susturucu...
Ve çoğu zaman, “bir şeyler eksik ama ne?” diyen ruhun, midesine gönderdiği bir mektup gibi…


Biri şöyle demişti:

“Ne zaman sevgilim ilgisiz olsa, kendimi mutfakta buluyorum. Aç değilim. Ama o ilgisizlik içimi üşütüyor sanki... ve o anda kendime yemekle sarılmak istiyorum.”

Bu satır, duygusal yemenin ne olduğunu öyle sade anlatıyor ki...
İçinde sadece yemek yok.
İçinde görülmek isteği, onay arayışı, yalnız kalmaktan korkan bir benlik var.
Yani mesele tabağınız değil; onunla susturduğunuz ses.


Beden algısı da bu noktada devreye giriyor.
Bazen aynada bedenimizi değil, geçmişimizin izlerini görüyoruz.
Kendi gözümüzde, çocukken babamızın sessizliği, annemizin eleştirisi, arkadaşlarımızın dalga geçmesi yansıyor.
Ve bu kırılmalar zamanla "Ben güzel değilim", "Ben yeterli değilim" cümlelerine dönüşüyor.

Bu yüzden her tartıya çıkış, sadece kiloyla değil, öz-değerle yapılan bir pazarlık oluyor.
"Biraz daha zayıf olursam belki daha çok sevilirim."
"Bugün yemek yemedim, demek ki güçlüyüm."

Oysa bunlar bir savaş değil, bir hayatta kalma biçimi.


Yeme bozukluklarını sadece davranış düzeyinde görmek eksik olur.
Çünkü bu davranışlar, ruhun en ilkel ve en savunmasız yerinden seslenir.
Sözcük bulamayan acılar, yemeğe dönüşür.

Stresle baş edemeyen bir zihin, ödül sistemini aktive etmek ister.
Ve en kolay ödül nedir?
Tatlı, yağlı, hızlı…
Ama geçici.

Bu geçicilik, kişiyi daha da hırpalar.
Çünkü her yemekten sonra gelen suçluluk duygusu, en baştaki yetersizlik duygusunu yeniden üretir.

Yani kişi sadece yemiyor.
Aynı zamanda kendini cezalandırıyor.


Ve sonra biri soruyor:

“Neden yiyorsun?”

“Canım sıkkın.”

“Canın sıkkın olduğunda neden yemek yiyorsun?”

“Çünkü başka biri yok.”

İşte bu cümle, duygusal yemenin özeti gibi.

Kendini anlayan biri yoksa, kişi kendini yatıştırmak zorunda kalır.
Ama asıl şifa, kendine yemek yapmak değil, kendine dokunmaktır.
İlk kez aç olmayan biri gibi değil, ilk kez kırılmamış biri gibi yemek yemektir.


Ve şunu unutmayın:
Yemeği kesmek değil, acıdan kaçmayı bırakmak özgürleştirir.
Çünkü duygusal yeme, sadece bir sonuçtur.
Ona sebep olan şey, uzun zamandır taşınan bir histir.
Sevilmeme korkusu…
Yetersizlik…
Görülmeme…
Ve kendinle bağ kuramama.

İyileşmek, tartıya bakmakla değil, aynaya başka bir gözle bakmakla başlar.
Ve o göz, dışarının değil, iç sesinizin bakışı olmalıdır.
Acıktığınızda değil, kırıldığınızda elinize geçen şeyi fark edin.
Çünkü bazen açlık değil, yalnızlık yedirir.

Psikolog Ömer Kurt

TASARIM ve KODLAMA : YRC Bilişim