İletişim Bilgilerini Görüntüle
etiler en iyi psikolog
en iyi psikolog

Bilinmeyenin Sancısı: Neden Belirsizliğe Katlanamayız?

  • Anasayfa
  • Blog
  • Bilinmeyenin Sancısı: Neden Belirsizliğe Katlanamayız?
Nişantaşı psikolog
Bakırköy psikolog

Bilinmeyenin Sancısı: Neden Belirsizliğe Katlanamayız?

emdr

Anna Karenina trenin başında durduğunda neyi düşünüyordu dersiniz? Ailesini mi? Aşkı mı? Yoksa hayatının artık neye benzeyeceğini bilememenin içini kemiren sancısını mı?

Tolstoy’un sayfalarca anlattığı bir iç çatışmanın kalbinde, belirsizlik yankılanır. Ne olacağını bilmemek... Belki kalırsam daha da kötüleşir, belki gidersem geri dönemem. İnsan zihni, bu ikilemin ortasında hep bir tarafı seçmek ister. Ama belirsizlik seçim istemez, cesaret ister.

Bugün biz de farklı değiliz. Bir kararın eşiğinde, bilinmeyene adım atacak cesareti toplarken aslında en büyük savaşı içimizde veriyoruz.

Matrix’in Neo’su gibi bazen hepimiz bir seçim anındayız. Bilmediğimiz bir geleceğe mi adım atacağız? Yoksa bildiğimiz ama bizi sıkan bir düzenin içinde mi kalacağız?


Emily'nin Hikâyesi: Kalmak mı, Gitmek mi?

Emily 34 yaşında. Danışanlarımdan biri. Seansın bir yerinde gözlerini kaçırarak şöyle dedi: "Gitmek istiyorum ama... sonra ne olacağını bilmiyorum."

İki yıldır süren bir ilişkisi var. İlişki dışarıdan bakıldığında yolunda gibi görünüyor. Ama Emily'nin içinde sürekli bir huzursuzluk var. Partneriyle olan iletişimi yıpranmış, sık sık duygusal manipülasyona uğruyor, görmezden geliniyor. Sevgi var gibi ama yok gibi. Ve en çok bu 'belirsizlik' yoruyor onu.

Ona sessizce şu soruyu soruyorum: "Peki neden kalıyorsun, Emily?"

Biraz duruyor. Sesi kısık ama kelimeleri çok net: "Çünkü sonra ne olacağını bilmiyorum. Belki yalnız kalırım. Belki pişman olurum. Belki daha kötüsü gelir."

O anda anlıyorum ki Emily, kötüye tahammül edebiliyor ama bilinmeyene edemiyor. Onun için belirsizlik, boşluk değil; tehdit.

Bu bir seçim değil aslında – bu, korkunun şekillendirdiği bir tutunma biçimi.


Kaygı, Kontrolsüzlükten Doğar

Psikoloji bize şunu öğretir: İnsan, kontrol edemediği şeyi tehdit gibi algılar. Belirsizlik, kontrolsüzlüğün en ham halidir. Bu yüzden zihin, durmadan senaryolar üretir. "Ya şöyle olursa?"

Ama o senaryoların hiçbiri yaşanmaz. Yine de bedelini beden öder. Uyuyamamak, iştahsızlık, çarpıntı, öfke patlamaları...

Çünkü belirsizlik, ruh için bir "boşluktur" ve ruh boşluğu sevmez. Zihin, boşluğu dolu gibi yapar. Ama çoğu zaman içini kaygıyla doldurur.


Çocukluktan Kalan Bir Yaradır Bu

Bazılarımız için belirsizlik, sadece bir durum değil, eski bir korkunun hatırlatıcısıdır. Bir ebeveynin ani öfkesi, bir evdeki güvensiz ortam, çocukken hissettiğimiz "ne olacağını bilememe" hali...

Yetişkinlikte de aynı durumlar karşımıza çıktığında bedenimiz, çocukken öğrendiği savunmayı devreye sokar. Ya kaç, ya don, ya da aşırı düşün.

Ve Emily gibi biri, yalnızca bir ilişkinin belirsizliğini değil; çocukken hissettiği terk edilme korkusunu, yalnız bırakılma hissini de bugüne taşır.


Şunu da eklemek isterim;

Belirsizlik, sisli bir göl kıyısında yürümeye benzer. Önünü göremezsin. Suyun nerede başladığını, taşın nerede bittiğini bilemezsin. Bu yüzden her adımda zihnin, "Dur!" diye bağırır. Ama bazı şeyler, sadece yürümeye devam ettikçe netleşir. Sis, durunca değil; ilerledikçe dağılır.


Peki Ne Yapmalı?

Gerçek cevap şu: Belirsizlik geçmez. Ama onunla yaşamak öğrenilir. İşte birkaç ruhsal pusula:

  • Belirsizliğe isim ver. Hangi sorunun cevabını bilmiyorsun? Adını koyamadığın şey, büyür.
  • Küçül. Büyük sorulara küçük adımlarla yaklaş. Yalnızca bugünü düşün.
  • Kendi iç sesini bul. Başkalarının söyledikleriyle değil, kendi fısıltınla karar ver.
  • Bedenini dinle. Kaygı, zihinden çok bedende hissedilir. Onu duymazsan, o seni susturur.

Son Söz: Bilinmeyeni Sevmek

Belki bugün bilmiyorsun. Nereye gideceğini, ne yapacağını, ne olacağını...

Ama bilmemek, boşluk değildir. Bazen en derin oluşlar, belirsizliğin kuluçkasında büyür.

Emily bir sabah seans sonunda gözlerini kaçırarak şöyle dedi: "Artık bilmiyorum demekten utanmıyorum. Çünkü bu, her şeyi bildiğimi sanmaktan daha dürüst.""Artık bilmiyorum demekten utanmıyorum. Çünkü bu, her şeyi bildiğimi sanmaktan daha dürüst."

İşte bazen en büyük güç, bilmediğinle barışmaktır.


Psikolog Ömer Kurt

Not: Bu yazıda geçen Emily karakteri, danışan deneyimlerinden ilham alınarak oluşturulmuş hayali bir karakterdir. Gerçek kişi ya da olaylarla bağlantılı değildir.

TASARIM ve KODLAMA : YRC Bilişim