İletişim Bilgilerini Görüntüle
etiler en iyi psikolog
en iyi psikolog

Akropolis Üzerinde Bir Hafıza Rahatsızlığı (1936)

  • Anasayfa
  • Blog
  • Akropolis Üzerinde Bir Hafıza Rahatsızlığı (1936)
Nişantaşı psikolog
Bakırköy psikolog

Akropolis Üzerinde Bir Hafıza Rahatsızlığı (1936)

emdr

1936 yılında, Sigmund Freud’un uzun süredir hayalini kurduğu bir yolculuk gerçekleşir: Akropolis’e çıkar.

Yıllar boyunca kitaplarda okuduğu, mitlerle dolu bu kadim yapıya ulaştığında, beklenmedik bir şey olur.
Bir zafer hissi yerine, tuhaf bir huzursuzluk çöker üzerine.
Zihni bulanır, anılarına ulaşmakta zorlanır.
Oysa oradadır. Gerçekten, Akropolis’in tepesindedir.
Ama bilinç sanki bir duvar örer: "Burada olmamalıyım."

Freud bu yaşantıyı yıllar sonra, “Akropolis Üzerinde Bir Hafıza Rahatsızlığı” başlıklı kısa ama çarpıcı metninde anlatır.
Bu sadece bir gezi yazısı değildir.
Bu, geçmişle, bilinçdışıyla, aile mirasıyla, başarıyla ve suçlulukla yüzleşmenin psişik bir anlatısıdır.

Freud’un Akropolis ziyareti, kişisel bir hafıza rahatsızlığını tetikler.
Trieste’den yola çıkıp, kardeşiyle birlikte Atina’ya varan Freud, çocukluk yıllarından beri hayalini kurduğu bu yere vardığında, içsel bir sıkışma yaşar.
Sanki zihni, orada olmanın imkânsızlığını fısıldar:

“Gerçekten burada mıyım? Bu mümkün mü?”

O an yalnızca bir yeri görmek değildir mesele.
Freud, kendi geçmişiyle, babasıyla, arzularıyla ve bastırdığı suçluluklarla yüzleştiği bir eşikte durmaktadır.
Akropolis artık yalnızca taşlardan yapılmış bir yapı değil; bilinçdışının yüzeye çıktığı bir simgeye dönüşür.

Freud’un ifadesiyle, bazen özlemlerimiz birden gerçeğe dönüşür ama biz buna hazır olmayabiliriz.
Bilinç, bu “gerçekleşmiş arzuyu” kabul etmekte zorlanır.
Çünkü zihnimiz, gerçekleşmesini mümkün görmediği arzulara ulaşınca bir çelişki yaşar:
Gerçeklik tatmin ederken, bastırılmış duygular harekete geçer.
İşte tam da bu anda, başarı bile bir tür tehdit haline gelir.

Bu deneyim, bireyin iç dünyasındaki çatışmaları açığa çıkarır:
Onaylanma arzusu ile özgürleşme isteği,
Hayranlık ile kırgınlık,
Çocukluk bağlılığı ile yetişkin bireyleşme arzusu arasında sıkışır insan.
Freud’un Akropolis’te hissettiği, tam da buydu:
Babadan daha ileriye gitmenin, onu geçmenin getirdiği derin bir suçluluk.

Çünkü babasını geride bırakmak, hem bir ayrışma hem de bir yas anlamına gelir.
Ve bazen başarı, bu ayrılığı görünür kılar.
Bilinçdışı bir sadakatin kırılması, başarıdan alınacak keyfi bile baltalayabilir.

Belki de Akropolis’i görmek, yalnızca bir manzara değil;
babayla olan psişik bağın kopuş anıydı.
Ve bu kopuş, bireyin psikolojik ayrışmasının sembolik bir zirvesiydi.
Tarihi taşlara değil, kendi içine bakan bir gözün gördüğü manzara...

Psikolog Ömer Kurt

TASARIM ve KODLAMA : YRC Bilişim